Prof. Dr. Murat Kan’ın “Türk Dünyasında Kimlik, Toplum ve Gelecek” adlı yeni eseri New Atlas Institute Akademik Yayınları tarafından yayımlandı. Türk Dünyasını tarih, kimlik, kolektif hafıza, inanç, eğitim, kurumlar ve gelecek perspektifi üzerinden ele alan Kan, “Ortak geçmiş bizi birbirimize yaklaştırabilir; ancak ortak geleceği kuracak olan şey kurumlar, bilgi ve birlikte üretme kapasitesidir” değerlendirmesinde bulundu. […]
Prof. Dr. Murat Kan’ın “Türk Dünyasında Kimlik, Toplum ve Gelecek” adlı yeni eseri New Atlas Institute Akademik Yayınları tarafından yayımlandı. Türk Dünyasını tarih, kimlik, kolektif hafıza, inanç, eğitim, kurumlar ve gelecek perspektifi üzerinden ele alan Kan, “Ortak geçmiş bizi birbirimize yaklaştırabilir; ancak ortak geleceği kuracak olan şey kurumlar, bilgi ve birlikte üretme kapasitesidir” değerlendirmesinde bulundu.
Türk Dünyasının tarihsel ve toplumsal dönüşümünü geniş bir perspektifle inceleyen “Türk Dünyasında Kimlik, Toplum ve Gelecek – Tarihten Günümüze Devlet, Hafıza, Kültür ve Ortak Gelecek” okuyucuyla buluştu.
Prof. Dr. Murat Kan tarafından kaleme alınan eser, New Atlas Institute Akademik Yayınları tarafından yayımlandı.
Çalışmada Türk Dünyası yalnız geçmişte kurulmuş devletler veya ortak köken tartışmaları üzerinden değil; kolektif hafıza, dil, din, kültür, devlet düşüncesi, modernleşme, gençlik, eğitim, bilim, teknoloji ve kurumsal iş birliği ekseninde değerlendiriliyor.
Kitabın temel düşüncesini anlatan Kan, Türk Dünyasının yalnız siyasi bir coğrafya şeklinde okunmasının yetersiz olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Murat Kan şu değerlendirmede bulundu:
“Türk Dünyasını anlamak için yalnız haritaya değil, hafızaya bakmak gerekir. Çünkü insan yalnız bulunduğu coğrafyada yaşamaz; dilinde, ailesinden öğrendiği hikâyelerde, inancında, kültüründe ve geçmişe ilişkin ortak hatırlama biçimlerinde de yaşar. Türk Dünyasını birbirine yaklaştıran unsurlardan biri de bu tarihsel tanıdıklık duygusudur.”
Türk toplumlarının aynı tarihsel köklerden gelen ancak zaman içerisinde farklı devlet, toplum ve kültür tecrübeleri yaşayan yapılara dönüştüğünü belirten Kan, Türk Dünyasının geleceğinin tek tipleşme üzerinden kurulamayacağını ifade etti.
Kan şöyle konuştu:
“Ben Türk Dünyasını herkesin birbirine benzediği tek renkli bir yapı olarak görmüyorum. Türkiye’nin kendi tecrübesi vardır, Azerbaycan’ın vardır, Kazakistan’ın, Özbekistan’ın, Kırgızistan’ın, Türkmenistan’ın vardır. Bu farklılıklar bir zayıflık değildir. Birlik, aynılık değildir. Gerçek birlik, farklılıklarımızı korurken ortak meselelerde birlikte hareket edebilme kapasitesidir.”
Türk Dünyasının geleceğinin “tek devlet” tartışmalarından çok daha geniş bir perspektiften değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kan, egemen devletlerin kurumsal iş birliğini ön plana çıkardı.
“Benim savunduğum model tek devlet fikri değildir. Güçlü ve egemen devletlerin güçlü ortaklığıdır. Birbirinin içine giren değil, birbirinin kapasitesini büyüten bir Türk Dünyası. Bana göre çağdaş iş birliğinin sağlıklı zemini budur.”
Türk devletleri arasındaki tarihsel ve kültürel yakınlığın önemli olduğunu belirten Kan, bu yakınlığın somut kurumlara dönüşmesinin gerektiğini söyledi.
“Kardeşlik çok değerli bir duygudur. Fakat devletler arası ilişkiler yalnız duygu üzerinden kalıcı hâle gelemez. Öğrencinin diploması tanınıyor mu? Bilim insanları ortak araştırma yapabiliyor mu? İş insanı sınır geçerken gereksiz bürokrasiyle karşılaşıyor mu? Üniversiteler birlikte proje üretiyor mu? İşte bunlar kardeşliğin kurumsallaşmış hâlidir.”
Kan, Türk Devletleri Teşkilatı’nın bu açıdan önemli bir kurumsal zemin oluşturduğunu ancak başarı ölçüsünün yalnız zirve sayıları olmaması gerektiğini ifade etti.
“Dostluk ilişkiyi başlatabilir; kurum dostluğun ömrünü insan ömründen daha uzun hâle getirir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın gelecekteki başarısı, sıradan vatandaşın hayatına ne kadar dokunduğuyla ölçülecektir.”
Türk devletlerinin önemli doğal kaynaklara ve stratejik coğrafyalara sahip olduğunu hatırlatan Kan, uzun vadede asıl belirleyici unsurun insan sermayesi olacağını söyledi.
“Petrol, doğal gaz veya maden elbette büyük ekonomik imkânlardır. Ancak yeraltı zenginliği bir kuşağı rahatlatabilir; iyi yetişmiş insan birkaç kuşağın geleceğini değiştirebilir. Bana göre Türk Dünyasının en büyük stratejik kaynağı insandır.”
Bu nedenle eğitim ve bilimin Türk devletleri arasındaki iş birliğinin merkezine yerleştirilmesi gerektiğini belirten Kan, ortak araştırma fonları ve üniversite ağlarının geliştirilmesini savundu.
“21. yüzyılın bağımsızlık mücadelesi yalnız sınır korumak değildir. Bilgi üretmek, teknoloji geliştirmek, üniversite kurmak, bilim insanını ülkede tutabilmek ve dünyadaki bilgi yarışında kendi sözünüzü söyleyebilmektir.”
Türk Dünyasının genç nüfusunun büyük bir fırsat olduğuna dikkat çeken Kan, gençlerin yalnız tarihsel anlatılarla geleceğe hazırlanamayacağını ifade etti.
“Gençlere atalarının büyük devletler kurduğunu anlatacağız. Elbette anlatmalıyız. Ama genç daha sonra bize şu soruyu soracak: ‘Peki benim geleceğim nerede?’ Eğer ona iyi üniversite, liyakatli sistem, bilimsel imkân, iş ve güven sunamıyorsak yalnız geçmişi anlatmak yeterli olmayacaktır.”
Kan, gençlik politikalarının sembolik etkinliklerden daha ileri taşınması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:
“Gençler yalnız geleceğimiz değildir; bugünün de vatandaşıdır. Bir gence sürekli ‘sen geleceğimizsin’ deyip bugün söz hakkı vermiyorsanız cümle eksik kalır.”
Kitabın son bölümlerinde yapay zekâ, dijitalleşme ve teknolojik bağımsızlık konularına da geniş yer veren Kan, geleceğin egemenlik tartışmalarının yalnız toprak üzerinden yürümeyeceğini söyledi.
“Bugünün dünyasında yeni sorularımız var: Veriyi kim tutuyor? Algoritmayı kim kontrol ediyor? Kendi dilimiz yapay zekâ sistemlerinde ne kadar temsil ediliyor? Bağımsızlığın dili çağla birlikte değişiyor ama özü aynı kalıyor: karar iradenizi başkasına teslim etmemek.”
Türk dillerinin yapay zekâ sistemlerinde güçlü biçimde temsil edilmesi gerektiğine dikkat çeken Kan, bunun kültürel olduğu kadar teknolojik bir mesele olduğunu söyledi.
“Bir dili yalnız korumak yetmez. O dilde gelecek üretmeliyiz. Türkçe, Kazakça, Özbekçe, Kırgızca, Azerbaycan Türkçesi ve diğer Türk dilleri yapay zekânın, bilimin ve dijital dünyanın dili olabilmelidir.”
Türk Dünyasının önemli bir bölümünde İslam’ın yalnız tarihsel bir kültür unsuru olmadığını vurgulayan Kan, din ve modernleşmenin birbirine rakip olarak sunulmasına karşı çıktığını belirtti.
“İslam, Türk Dünyasının önemli bir bölümünde yalnız geçmişten kalan bir sembol değildir; yaşayan inançtır. İnsanların ailesinde, ahlakında, günlük hayatında ve dünyayı anlamlandırma biçiminde yer almaktadır.”
Kan, modernleşme ile inancın zorunlu olarak karşı karşıya konulmasını doğru bulmadığını ifade etti:
“Benim insan idealim çok açık: İnancını koruyan ama dünyadan korkmayan; dünyayı öğrenen ama kendisinden utanmayan insan. Bir genç inancını yaşayabilir ve aynı zamanda dünyanın en iyi yapay zekâ araştırmacılarından biri olabilir. Bunları birbirine düşmanlaştırmak zorunda değiliz.”
Türkiye’nin Türk Dünyasındaki konumuna da değinen Kan, tek merkezli bir yaklaşım yerine çok merkezli ortaklık modelinin daha sağlıklı olduğunu söyledi.
“Türkiye elbette büyük ve güçlü bir ülkedir. Sanayisi, üniversiteleri, diplomatik birikimi ve tarihsel ağırlığı vardır. Fakat Türk Dünyasının geleceğini ‘ağabey-kardeş’ ilişkisi üzerinden kurmayı doğru bulmuyorum. Gerçek kardeşlik eşitlik ister.”
Kan şöyle devam etti:
“Bakü de merkezdir, Astana da, Taşkent de, Bişkek de, Türkistan da. Çok merkezli olmak dağınıklık değildir; doğru ağ kurulursa dayanıklılıktır. Türkiye’nin büyüklüğü diğer merkezlerden korkmadığında daha da anlamlı hâle gelir.”
Türk Dünyası düşüncesinin herhangi bir millete veya ülkeye düşmanlık üzerinden kurulmasının yanlış olacağını vurgulayan Kan, güçlü kimliğin düşmana ihtiyaç duymaması gerektiğini ifade etti.
“Türk Dünyasını Rus karşıtlığı, Çin karşıtlığı veya Batı karşıtlığı üzerinden tanımlamayı doğru bulmuyorum. Bir milletin kendisini tanımlaması için mutlaka bir düşmana ihtiyacı varsa orada güçlü değil, kırılgan bir kimlik vardır.”
Kan’ın bu konudaki yaklaşımı kitapta şu ifadeyle özetleniyor:
“Kimliğin en güçlü hâli, düşmanı olmadığı zaman da kim olduğunu bilebildiği hâldir.”
Prof. Dr. Murat Kan, Türk tarihinin büyük bir medeniyet birikimine sahip olduğunu ancak geçmişteki başarıların bugünün toplumlarına otomatik bir üstünlük sağlamadığını vurguladı.
“Göktürklerin devlet kurmuş olması, Selçukluların büyük medeniyet oluşturması, Osmanlı’nın yüzyıllarca yaşamış olması elbette tarihimizin önemli parçalarıdır. Fakat atalarımızın başarısı bizim otomatik başarımız değildir.”
Kan, Türk Dünyasının gelecekteki saygınlığının dünyaya yaptığı güncel katkıyla ölçüleceğini söyledi:
“Bugün hangi bilimsel buluşu yapıyoruz? Hangi teknolojiyi geliştiriyoruz? Hangi üniversitemiz dünyaya bilgi üretiyor? Hangi adil kurum modelini ortaya koyuyoruz? Bunları sormamız gerekir. Geçmiş bize özgüven vermeli, tembellik değil.”
Yeni kitabın New Atlas Institute’un internet sitesinde açık erişim olarak yayımlanmasına da değinen Kan, akademik bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını önemsediklerini belirtti.
“Bu çalışmanın yalnız akademik raflarda kalmasını istemedim. Türk Dünyasına ilgi duyan bir öğrenci, araştırmacı veya herhangi bir okuyucu ekonomik bir engelle karşılaşmadan kitaba ulaşabilsin istiyorum. Bu nedenle eser New Atlas Institute’un internet sitesi üzerinden açık erişim olarak okuyucuya sunuldu.”
Kitap, New Atlas Institute’un resmi internet sitesinden ücretsiz olarak okunabiliyor ve PDF formatında indirilebiliyor.
Kan, çalışmanın yalnız geçmişe ilişkin bir tarih kitabı olmadığını, temel olarak gelecek sorumluluğu üzerine kurulduğunu söyledi.
“Türk Dünyası büyük bir tarih mirasına sahip. Ama benim asıl ilgilendiğim soru şu: Biz bu mirasla ne yapacağız?”
Kitabın temel gelecek yaklaşımını beş kavramla ifade eden Kan:
“Hafıza bizi bir araya getirir. Bilgi bizi güçlendirir. Kurum bizi kalıcı kılar. Ahlak bize yön verir. Üretim ise geleceğimizi kurar.”
dedi.
Kan sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Atalarımızın bıraktığı geçmişle gurur duyabiliriz. Fakat bir gün biz de geçmiş olacağız. Torunlarımız dönüp bize bakacak ve ‘Siz bize ne bıraktınız?’ diyecek. Ben Türk Dünyasının geleceğini tam da bu sorumluluk üzerinden düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Atalarımızla gurur duymak bize kimlik verir; torunlarımızın bizimle gurur duyacağı bir gelecek bırakmak ise sorumluluk yükler.”