28 Mayıs’ta Azerbaycan resmen Bağımsızlık Günü’nü kutluyor. Özgürlük, egemenlik, güçlü bir devlet ve ulusal gurur hakkında yüksek sesle yapılan açıklamalar, yüksek profilli platformlardan yankılanıyor. Devlet televizyon kanalları müreffeh bir Azerbaycan tablosu çizerken, hükümet mevcut rejimi 1918’deki cumhuriyetin kurucularının çalışmalarını sürdüren bir rejim olarak göstermeye çalışıyor. Ancak asıl soru şu: Azerbaycan bugün gerçekten özgür mü? Ve […]
28 Mayıs’ta Azerbaycan resmen Bağımsızlık Günü’nü kutluyor. Özgürlük, egemenlik, güçlü bir devlet ve ulusal gurur hakkında yüksek sesle yapılan açıklamalar, yüksek profilli platformlardan yankılanıyor. Devlet televizyon kanalları müreffeh bir Azerbaycan tablosu çizerken, hükümet mevcut rejimi 1918’deki cumhuriyetin kurucularının çalışmalarını sürdüren bir rejim olarak göstermeye çalışıyor. Ancak asıl soru şu: Azerbaycan bugün gerçekten özgür mü? Ve Azerbaycan halkı özgür mü?
Bağımsızlık sadece bir bayrak, bir marş ve sınırlardan ibaret değildir. Bağımsızlık, her şeyden önce, bir vatandaşın özgürlüğüdür. Bir insanın korkusuzca konuşma, onurlu bir şekilde yaşama, hükümetini seçme, adalet talep etme ve gelecek için korkmama hakkıdır. Bugün milyonlarca Azerbaycanlı korku, hak yoksunluğu ve toplumsal umutsuzluk ortamında yaşıyor.
Devasa doğal kaynaklara, petrol ve gaz gelirlerine ve stratejik fırsatlara sahip bir ülke, yaygın yolsuzluk ve aile yönetiminin hüküm sürdüğü bir ülke haline geldi. Güç tek bir ailenin elinde toplanmış durumda ve devlet kurumları uzun zamandır bağımsızlıklarını kaybetmiş durumda. Yargı sistemi bağımlı, parlamento göstermelik bir hale gelmiş ve kolluk kuvvetleri baskı ve yıldırma aracı olarak kullanılıyor.
Yüzlerce siyasi tutuklu, gazetecilerin zulmü ve aktivistler ile muhalifler üzerindeki baskı sıradan hale geldi. İnsanlar, hükümeti eleştirmenin işlerini, özgürlüklerini ve hatta bazen ailelerinin güvenliğini kaybetmelerine yol açabileceğini bildikleri için fikirlerini açıkça ifade etmekten korkuyorlar. Bu, bağımsız bir devletin atmosferi değil; kontrollü bir korku atmosferi.
Sıradan insanların durumu, iktidardaki elitin lüks yaşam tarzının arka planında özellikle trajik. Milyonlarca vatandaş geçimini sağlamak için mücadele ederken, hükümet yetkilileri ve rejime yakın kişiler yurtdışında lüks gayrimenkuller satın alıyor, sermayelerini çekiyor ve dürüst gelirle açıklanamayan zenginliklerini sergiliyorlar. İnsanlar bu zıtlığı her gün görüyorlar ve tam da bu, adalete ve devlete olan inancı yok ediyor.
Uzun süren savaşta savaşanların kaderi ayrı bir trajedidir. On binlerce ölü, binlerce sakat, yıkılmış hayatlar ve aileler. Ancak yüksek sesli vatansever sloganlardan sonra, birçok gazi sorunlarıyla baş başa bırakılıyor. Eski savaş gazilerinin intihar haberleri, devlete, sağlıklarını ve canlarını ülkeleri için feda edenlere karşı kayıtsızlığının korkunç bir sembolü haline geldi. İnsanlar yardım için haykırdı, her kapıyı çaldı, ancak sistem çoğu zaman onları görmezden gelmeyi seçti.
Bugün hükümet halktan koşulsuz vatanseverlik talep ediyor, ancak uzun zamandır Anavatan kavramını rejim kavramıyla değiştirdi. Azerbaycan sevgisi, yolsuzluğa, kanunsuzluğa ve kişilik kültüne sevgi anlamına gelmez. Gerçek vatanseverlik, halkın onuru, adalet ve özgürlük için mücadeledir.
Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucuları sadece biçimsel bağımsızlığın ötesinde bir şey hayal ettiler. Hukukun otoritenin üstünde olduğu ve insanların korkusuzca yaşama hakkına sahip olduğu modern, özgür ve demokratik bir devlet hayal ettiler. İşte tam da bu yüzden mevcut siyasi sistem, hayallerinin gerçekleşmesinden ziyade, tarihsel bir yenilgiye benzemektedir.
Azerbaycan otuz yılı aşkın süredir resmen bağımsız. Ancak vatandaşların kendi devletlerinden korktuğu, gençlerin ülkeyi terk etmeyi hayal ettiği, gazetecilerin araştırmaları yüzünden hapse atıldığı ve savaş gazilerinin ailelerini geçindiremediği bir devlet özgür sayılabilir mi?
Bağımsızlık, televizyonda yayınlanan bir geçit töreni veya resmi konuşmalar değildir. Bağımsızlık, halkın hükümete esir olmaktan kurtulmasıyla başlar. Ve bu gerçekleşene kadar, 28 Mayıs milyonlarca Azerbaycanlı için özgürlük günü değil, kendi ülkelerinin kaderi hakkında zorlu soruların sorulduğu bir gün olmaya devam etmektedir.